Sayfalar

Ağustos 15, 2010

2008 yazı bitti. komple 2009,2010 yazı

hasekiden pasaya onceki bölümde,Ayşecik Apartmanı bitti, iyi,kötü,güzel,çirkin günleriyle... Kahramanlarımız iyi ve kotu arasında bir secim yapmak zorundaydı.

Evet yine aynı seçimi yapmak zorundaydım, ki yaptım da. hatta sanırım hayatım boyunca yaptıgım en iyi secimimi yaptım. Akif Dörtkardeşler'le beraber iyiyi seçtik. üstelik sadece kendimiz için değil, sizler için de... (sizler: Berker Pandır,Enes Elçi, Veysi Çifci,Numan Kama, Akif Dörtkardeşler, İbrahim Elçi,Sercan Uyarlı, Levent Duran, Pelin İbracık, Esengül Bülbül, Makbule Saraç, Arda Asigigan, Murat Asigigan, Halil İbrahim Yıldırım, Murat Çakır, Osman Esen, Adnan Cihan Tüzel... ve daha birçoğunuz [alınma gücenme olmasın ilk aklıma gelenleri yazdım]) Evet, düşündüğünüz gibi yaptığımız en iyi seçim ORKİDE idi. Orkide ki, İstanbulun kalbi, yuvamız, otelimiz, meyhanemiz, okulumuz; dert, eğlence, sevinç, keder, aşk yuvamız... Orkide, bir devrin battığı yerdir.
O sabah uyandığımda anladım, ne orkide kalmıştı ne de orkide ruhu. Eski sabahlardaki gibi uyandıgımda heryerde birileri uyumuyordu. Yalnızdım, üstelik o dolu dolu Orkide'de bi kaç parça eşya kalmıştı. Normal bir insanın belki 3 belki 5 yılda yaşayabileceği bir anı arşivini bir sene de Orkide'de edindik. Hepiniz farkındasınız zaten bunun. Orkide'yi tek bir hikayeyle anlatmak istesem; Enes'in oturduğu koltukta önce Elazığ'a gidip, ordan kıbrısta kumar oynayıp ordan Orkide'ye gelip de duvarları tutarak bizi kurtarmasıdır :) Bunun gibi belki binlercesi belki milyonlarcası..

Aslında böyle bi efsanenin doğacağı ilk günlerden belliydi. Daha ilk gece evde bowling, çift kale maç oynanması efsanenin ilk belirtileriydi. Sonrasındaki kavgalar, mutluluklar... Özlüyorum be Orkide seni.

Orkide'yi Orkide yapan sizlere teşekkür ediyorum. Sizler olmasaydınız Orkide olmazdı. Yanan Evin anısıyla başlayan hikaye çok geç olsa da burada sona eriyor. Umarım şuanki adresim Kapıcıoğlu da en az Orkide kadar akıllarda kalıcı olur. Seni hiç unutmayacağız, kalbimizdesin Orkide..

Orkide'yi bana hatırlatan tek şarkıyla bitiriyorum... LEYLA BİR ÖZGECANDIR!!

Ocak 08, 2009

2008 yazı part 2

hasekiden pasaya onceki bölümde, kahramanlarımız iyi ve kotu arasında bir secim yapmak zorundaydı. onların kalacakları evi, yetenekleri değil yapacakları secim belirleyecekti.her gecen gun yaz sıcagında yollar daha da cekilmez oluyor, tanıstıgımız bize ev gosteren kişiler daha da gariplesiyorlardı.peki onları gariplestiren sıcak mıydı yoksa gercekten mal olmaları mıydı onları boyle gosteren?hepsi bizim için ugrasıyorlardı ama birtanesi bile begenilecek bir ev bulamadı...

Destan Emlak..... evet yanlıs duymadınız, Destan Emlak. Dukkana girdigimiz de ilk olarak dikkat ceken heryerde yazan talimatlar, emirlerdi."dukkan acık. klima calıstıgından kapıyı kapat", "en iyi dost az mesgul edendir", "duvardaki ilanlar fiyat sırasına goredir" şeklindeki gerizekalılara yonelik cumleler bizi yarmaya musait cumlelerdi.Emlakcımız, sanırım babası askerdi ya da askerde cok dayak yedi, kagıt israfı için yaratılmıs bir karakterdi. öksürecegini, tuvalete gidecegini bile not alıyordu diye dusunuyorum.herseyi bilgisayara kayıt eden, hayatı sagda solda yazan emirler uzerine kurulu bu adam bize ev bulacaktı.ilk once konusmaya baslayınca, bunun olamayacagını dusunduk.ama helal olsun hiç bir emlakcıda gormedigim bir teknoloji kullanıyorlardı.duvarda ozellikleri yazan evleri tek tek plazma da resimlerle gosteriyorlardı, evi gezmeye bile gerek yoktu nerdeyse. 4 tane ev sectik ve gormek istedik, hemen bilgisayarda bi sözlesme hazırladı ve imza istedi, bu attıgım milyonlarca imzanın ilkiydi, bunu bilemezdim tabi. gordugumuz evleri emlakcı aracılıgıyla kiralayacagımızı taahhüt eden bi sozlesmeydi.neyse cıktık evleri gormeye gittik.ama daha onceki evler gibi yine uzaktı,pisti,kotuydu,uzaktı uzaktı uzaktı.ilk 3 ev boyleydi, sanki yuksek yukse tepelere ev kurmus asrı asrı memleketlere kız vermiş gibiydi. artık yorgunlukla beraber son eve girdik. sasırtıcı evet biliyorum ama otobus duraklarına 2 dakika uzaklıktaydı.kutu gibi bir ev, super guzel falan tam bize goreydi ev. karar verdik bu evi tutucaz.hemen geri döndük dükkana, ev sahibi arandı aksam gelecegini soyledi ve beklemeye basladık. emlakcının tam karsısındaki kafeden donme cay ocagına oturduk ve ev sahibinin nasıl bi tip olabilecegi dusuncesiyle etraftakileri kesmeye basladık.. bu olabilir yok yok bu olmaz diye dusunurken bir adama takıldık, hayatta olmaz asla falan diyorduk ki emlakcı bizi cagırdı ve ev sahibimizle, hayatta olmaz dedigimiz o adamla, tanıstık. bi anlık şoktan sonra konusmaya basladık. hersey guzel halloldu. kira sozlesmesini imzaladık ve eve yerlestik ilerleyen gunlerde.. bu arada ablamın evinden aldıgım esyaları kuzenimin arabasına yukledik, sonra arabalı vapura binip karsıya gectik ve anahtarları ablamın evinde unuttugumu anladım.neyse kuzen gitti ben de ablama geri dondum.. arabada esyalar yaklasık 2 gun kaldı sonra eve goturduk yerlestirdik. hersey cok guzeldi ama evde hiç kalmamıstım, ablamda kalıyordum ama evim vardı, mutluydum. neyse uzatmaya gerek yok, agustos basında evi tuttum sonra tatile gittim geldim eylulde ve samsuna gittim.. ramazanın son gunlerinde bir geceyarısı 56larda yururken telefonum çaldı, arayan ev sahibiydi "nerdesin lan sen? burdayım abi..evin yok mu senin kac gundur gelmedin." yok yok bu baska hikayeydi pardon... ev sahibi aradı ve sesi cok heyecanlıydı.hayırdır dedim, ev yanıyor dedi.....

to be continued...

Ocak 04, 2009

2008 yazı Part 1

okul bitmişti temmuz ayının 16. gunuydu. yigitle ben ev aramaya baslayalı yaklasık 4-5 gun olmustu.. fındıkzade dolaylarında ev ararken, adnan abimizin de aramıza katıldıgını sonradan farkettik.eküri adnan her gun bize yeni yeni evler buluyodu, her gun kilometrelerce yol yuruyup, bize bi ev bulmak için çabalıyordu. ama onun cok guzel ev dedigini biz begenmiyoduk, onun kotu ev dedigini biz begeniyoduk.ama genelde begendigimiz evler medeniyete (otobus,tramway,dolmus, metro vb) uzak oluyordu.eküri adnanın en buyuk ozelliklerinden birisi ise, gosterdigi her evin salonunu bolerek, yanımıza 3. bir arkadas almamızı soylemesiydi. sanırım kendisi bizimle yasamak istiyordu. bu durumda bizden hoslanıyor muydu eküri adnan? yoksa eküri adnan diyip bagrımıza bastıgımız bu adam elton john'un eski ekürisi miydi? gunler ilerliyor, saatler geciyor, her gun temmuz sıcagında yollarda geciyordu. artık fındıkzade,çapa,sehremini dolaylarından ümidi kestigimiz gunlerde kocamustafapaşaya yönelmeye karar verdik. yuvasından uzakta korkak,çekingen iki genç kocamustafapaşa(paşa) yollarında ilerlemeye basladık. otobusten indigimizde etrafımıza nerde oldugumuzu bilmeyen bakıslar atıyorduk. bi kac sokakta kiralık ev ilanı aradıktan sonra, o an geldi ve bir emlak dukkanına girdik.. ruhu şâd olsun cevrem emlak adlı dukkana girdik ve bize uygun 2+1 ev aradıgımızı soyledik, bakılan bi kac dosya kagıdı ve yapılan bi kac telefon konusmasından sonra bize uygun bi ev olmadıgını ogrendik.tabi bu sırada cevrem emlaktaki sorumlu/sorunlu arkadasla muhabbet ediyorduk. ancak konu nerelerden nerelere gidiyordu anlam veremiyorduk. biz diyordukki turkiyede savas cıkacak gibi gozukuyor, ve o cevap veriyordu, işte bu yuzden universite okumak zor! once mantıklı gelmişti bu cumle. bu kadar karısıklık içindeki bi memlekette okumak gercekten zor gorunuyordu. guzel guzel muhabbet ederken birşeyin farkına vardık... bizim soyledigimiz her cumlenin, sordugumuz her sorunun cevabı sonunda bu cumle suratımıza beton gibi carpıyordu: işte bu yuzden universite okumak zor! işte bu yuzden universite okumak zor! işte bu yuzden universite okumak zor! işte bu yuzden universite okumak zor!...... bu boyle surup giderken kafamızda tek bir düşünce vardı, kalksak burdan da bi gülsek.. yigitin suratına bakınca goruyordum onun da benim gibi buradan cıkıp bu adama gulmeye ihtiyacı vardı. once birbirimizi dürtmeye basladık gulmemek için zor tutuyorduk kendimizi.sonra dukkandan cıktık moralimizin bozuk olması gerekirken güldük güldük ve yine güldük. tam bu sırada ne idüğü belirsiz (kuru temizleme,emlakcı, terzi ve spor salonu kayıt masası aynı dukkanda) bir dukkana gozumuz takıldı. ve korkmadık içeri girdik. biraz bekledikten sonra aytac tuvaletten geldi. bizi bir masaya oturttu ( masanın uzerinde aytac emlaktan satılık yazıyordu). sonra bize dogru eğilip "gencler ne arıyorsunuz" diye sordu, elindeki stres topunu sıkarak.. hiperaktif oldugu kadar da denyo olan aytac abimiz bize bi ton ev gosterdi ama evlerin bulundugu yerler ne okulla alakalıydı ne de paşayla.. bu sırada bizi tanımaya calısan aytac isimli ("hersey cok guzel olacak" filmindeki resepsiyonist'e inanılmaz derecede benzeyen, hal ve hareketleriyle o resepsyonisti buram buram hatırlatan) arkadas bize saçma sapan sorular soruyordu. " sen satanist misin?" "Gencler alkol kullanıyor musunuz?" ve camiye yakın bi kac evi gezdikten sonra da " cami var burda evde mistik bi hava yaratır" cumlesiyle bizleri kendinden sogutmayı basardı.tesekkurler aytaç. bu hezimetten sonra bir yandan yurumeye devam ederken, bir yandan da kiralık ev ilanı arıyorduk. sonra karsımıza o dukkan cıkıverdi. kim tahmin ederdi ki bir dükkan hayatımızı bu kadar değiştiricekti. Destan Eml..

to be continued...